Kırmızı ya da mavi hap… Matrix evreni dediğimizde akla gelen ikonik sahnelerden ilki budur genelde. Ancak filmi her izlediğimde, beni sorgulamaya iten başka bir sahne olmuştur; sevgili hainimiz Cypher’ın bir bifteği afiyetle mideye indirdiği sahne. O güzel, sulu ve lezzetli bifteği ağzına atmadan önce aklında tek bir şey var. Bifteğin gerçek olmadığı. Sevgili Cypher, bifteği yerken lezzet almadığından bahsetmese de gerçek sandığı hissin sanal olmasından rahatsız.
Fuseli’nin “Kâbus”u ve Freud
Henry Fuseli (Johann Heinrich Füssli) aslen İsveçli olan fakat hayatının büyük bir bölümünü İngiltere’de geçirmiş; Kraliyet Akademisi’nin üyesi olan bir sanatçıdır. Londra’ya yerleşmeden önce bir süre Roma’da yaşamış, Klasisizm ve Michelangelo üzerine çalışmalar yapmıştır. “Kâbus” 1782’de Kraliyet Akademisi’nde ilk sergilendiği andan itibaren büyük bir ilgi toplamış ve bu ilgi ile Fuseli’nin şöhreti, resmin gravür versiyonlarının yapılmasıyla da giderek artmıştır.
“Gulyabani” İncelemesi
Kitap, şimdilerde 60 yaşını geçmiş Muhsine Hanım’ın henüz genç bir kızken hizmetçi olarak gönderildiği Yediçobanlar Çiftliği’nde başına gelen tuhaf olayı anlatması ile başlar. İstanbul’a uzak, kuş uçmaz kervan geçmez yerde olan bu çiftlik hakkında bazı söylentiler ta İstanbul’a kadar ulaşır. Çiftliğin hanım ağası, çiftliğin eski sahipleri olan cin ve periler yüzünden delirmiştir. Bir de Ahu Baba, bir diğer ismiyle, Gulyabani’si vardır çiftliğin.
Egon Schiele ve Eserleri Üzerine Bir İnceleme
Egon Schiele dendiğinde akla ilk gelen eserler çıplak bedenler ve otoportrelerdir. Sanatçının, olanı farklı algıladığı her eserinden anlaşılır. Resmettiği insanların bedenleri olduğundan daha çirkin, yüzleri ise daha keskin ve serttir. Eserlerinde daha çok sulu boya ve kurşun kalem kullanmayı tercih eden Schiele’nin bazen bu iki tekniğe tebeşir karıştırdığı da bilinir.
Eşofmanlı Ezio
Dişlerini titreten, kulaklarını uğuldatan bir sesle gözlerini açtı. Kafasını yavaşça kaldırıp etrafına baktı, gözlerini aralamakta zorlanıyordu. Dizlerinin üstüne çökmüş olduğunu fark etti. Vücudunun ağır hissi onu şaşırtmıştı. Gözlerini kırpıştırırken soğuk bir rüzgâr yüzünü yalayıp geçti.
Yedi Buçuk Otobüsü
Ali Bey her şeyiyle ortalama bir insandı. İsminden tutun şekline şemaline, hâl ve hareketlerine kadar her şeyiyle her gün binlercesini görebileceğiniz insanlardan biriydi. Yıllardır aynı devlet dairesinde memurluk yapar, aynı evde, aynı mahallede yaşardı. İşi ile evi arasında gidip gelir, yemeklerini her gün aynı saatlerde yerdi. İletişime geçmek zorunda olduğu insanlar dışında pek kimseyle de konuşmazdı.
Kedi Çuvalı
Tanrıya tevekkül,
Bağnazca tefekkür
Yaslanan ilahi ölümcür.
Sorar zile penç kala
“Bakışsız bir kedi kara”
Ayşe Dursun’un kaleminden “Kedi Çuvalı” Dümen Dergi’de!
Vietnam Nerede?
Bir Dağa çıktın mı
Başka bir dağ karşılar seni
Elime tüfek aldım mı
Başka bir tüfekli
Mahmut Can Güloğlu’nun kaleminden “Vietnam Nerede?” Dümen Dergi’de!
Lolita
20. yüzyılla birlikte yükselişe geçen modernist akımın önemli temsilcilerinden olan ünlü yazar Vladimir Nabokov, Lolita romanıyla 1950’li yıllarda ve devamında büyük ses getirmişti. Kitabın ana konusunu oluşturan pedofili ve sorgulanan Amerikan aile yapısı o dönem için fazlasıyla çarpıcı olsa da, Lolita çok satanlar listesinde uzun bir süre yer tutmayı başarmıştı. İngiltere ve Fransa gibi ülkelerde “müstehcen” konusu sebebiyle raflardan kaldırılmasına rağmen, Lolita yazıldığı dönemin en iyi romanları arasında yerini alıyor.









