“One of the most unexplored regions of art are dreams.”

“Sanatın en ez keşfedilmiş alanlarından biri rüyalardır.”

– Henry Fuseli

Henry Fuseli (Johann Heinrich Füssli) aslen İsveçli olan fakat hayatının büyük bir bölümünü İngiltere’de geçirmiş; Kraliyet Akademisi’nin üyesi olan bir sanatçıdır. Londra’ya yerleşmeden önce bir süre Roma’da yaşamış, Klasisizm ve Michelangelo üzerine çalışmalar yapmıştır. “Kâbus” 1782’de Kraliyet Akademisi’nde ilk sergilendiği andan itibaren büyük bir ilgi toplamış ve bu ilgi ile Fuseli’nin şöhreti, resmin gravür versiyonlarının yapılmasıyla da giderek artmıştır. Fuseli, William Blake ve J.M.W. Turner da dâhil birçok sanatçıyı etkilemiştir. Ayrıca bu tablo Mary Shelley ve Edgar Allan Poe gibi yazarların edebiyatını etkilemiş ve onlara ilham kaynağı olmuştur. Poe’nun “Usher Evi’nin Çöküşü” hikâyesinde anlatıcı Fuseli’nin resminden bahseder ve evdeki bir tablo ile Fuseli’nin tablosunu karşılaştırır. Poe ve Fuseli’nin ilgilendiği konular da benzerdir: Ölüm, bilinçaltı, rüyalar ve imgelem.

Rüyalar tarih boyunca toplumlar tarafından farklı şekillerde yorumlanmış ve farklı anlamlar yüklenmiştir. Konu hakkında bilimsel anlamda katkı sunan ve en bilinen isimlerden biri de Sigmund Freud’dur. Freud 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında psikanaliz ve rüya üzerine yaptığı bilimsel çalışmalarla, rüyaların yorumlanması ve anlaşılmasına büyük katkılar sunmuştur. Freud’un rüya ve psikanaliz kuramına detaylı olarak girmeden önce neden 1781 yılında – Freud’dan en az 1 yüzyıl önce – yapılan bir resim hakkında konuşurken bunlara değineceğimden bahsedeyim. Çünkü Henry Fuseli tarafından yapılan “Kâbus” isimli bu tabloda Freud’un rüya, kâbus ve bilinçaltı ile ilgili teorileri görülmekte. Bundan ötürü “Kâbus tablosu ile Fuseli, Freud’un teorilerinin öncüsü olarak da yorumlanabilir mi?” sorusu akıllara geliyor.

Romantizm akımına ait olan bu tablo âdeta Edgar Allan Poe hikâyelerinden bir sahne gibi, yani daha çok Gotik ve karanlık unsurlara sahip diyebiliriz. Resim ilk bakışta bizi etkiliyor ve sarsıcı bir korku veriyor. Kompozisyonda üç ana figür dikkatimizi çekiyor: Kendinden geçmiş bir hâlde ve âdeta ölü gibi yatan, elleri ile başı yataktan sarkan genç bir kadın,  muhtemelen baygın ya da uykuda ve bir rüya görmekte; kadının üzerine oturmuş ve bize bakan bir iblis, canavar ya da karabasan (incubus); ve arka planda kalan ve perdenin arkasından bakan bir at. Bu üç figüre baktığımızda pek bir şey anlaşılmıyor olabilir. Ayrıca resmin mitolojik, tarihî ya da dinsel bir konusu yok, dolayısıyla tablo hakkında pek çok farklı yorum bulunuyor.

Orta Çağ efsanelerine göre kadının göğsünde oturan fantastik yaratığın geceleri uyuyan kadınlarla cinsel ilişkiye girdiği düşünülür. Aynı zamanda resmin özgün ismi olan “The Nightmare”deki mare ya da mara İskandinav mitolojisinde geceleri insanlara eziyet eden ve onları boğan bir hayalettir. Bu yaratık geceleri felç hâline ve göğüste baskıya sebep olan, Türkçede karabasan olarak bilinen şeyle aynı ya da benzerdir. Yapılan yorumlardan biri bu yaratığın karabasan olduğu ve resimdeki kadınla cinsel ilişkiye gireceği yönündedir. Ayrıca kadının duruşunun cinsel bir anlamı olabileceği ve hatta bir orgazm anına benzediği düşünülmüştür. Kadının cinsellikle ilgili rüyalar gördüğü ve bunu arzuladığı düşünülmüştür. At figürünün ise Cermen efsanelerinden bir alıntı olduğu ileri sürülmüştür. Bu efsanelere göre geceleri erkekler cadılar ya da atlar tarafından ziyaret edilirken kadınların şeytan ile ilişkiye girdiği düşünülüyordu. Bu yorumların hepsi bizi resmin cinsellikle ilgili olduğu sonucuna ulaştırıyor. Resim eş zamanlı olarak hem kadının rüya gördüğünü hem de o rüyanın içeriğini bize aktarıyorsa bu noktada Freud’un bilinçaltı ve rüya kuramlarından bahsetmek yerinde olabilir. Fuseli tarafından yapılan bu resim, insanın bilinçaltının rüyalarda ortaya çıktığını görünür kılan ilk çalışmalardan biri olabilir mi? Bu noktada bir not düşmek gerekiyor: Resmin gravür bir kopyası 1920’lerde Sigmund Freud’un Viyana’daki apartmanındaki duvarda asılıydı.

Kâbuslar, Freud’a göre cinsel anlamları olan rüyalardır. Zaten bu resim ile Fuseli’nin Freud’un öncülü olabileceği yorumunun temelinde de bu düşünce yer alır. Tabii ki Fuseli bilimsel bir çalışma yapmamıştır ya da rüyaları kuramsal bir boyutta ele almamıştır. Freud’un teorileri;  rüyaların – bu tabloda kâbuslar ve korkular – zihnin bilinç dışı kısmının belirtileri olduğunu iddia eder. Freud, rüyaların uyanıkken yerine getirilmemiş, tatminsiz kalan ya da baskılanan duygu, istek ve arzuları ifade ettiğini düşünmüştür. Uyku hâlinde bu duygu, istek ve arzular bilincin baskısından kurtulurlar ve rüyalar meydana gelir. Hatta Freud her bir rüyanın bir istek ya da arzunun yerine getirilmesi ve doygunluğa ulaşması olduğunu savunmuştur. Ayrıca psikanalizin, rüyaların anlamlarını açığa çıkararak hastalara kaygı veren her neyse onu tedavi edebileceğini düşünmüştür.

Sonuç olarak, pek çok farklı yoruma açık olan bu tabloyu Freud’un teorileri ve rüya kuramları bağlamında düşündüğümüzde benzerlik ve yakınlıklar olduğu ortadadır. Fakat bu benzerliklere bakarak daha da ileri gidip “Kâbus” tablosu ile Henry Fuseli, Freud’un öncüsüdür denilebilir mi, tartışmaya açıktır.

            Ege A. Özbek

Kaynakça

Akot, B. (2010) Freud’un Rüyâ Yorum Metodu. Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi 10,  213-235. dergipark.org.tr/tr/pub/daad/issue/4496/61935.

Kleiner, F. S. (2016). Gardner’s Art Through The Ages: A Global History. 15th ed., Cengage Learning.

Paulson, Dr. N. (2015). Henry Fuseli, The Nightmare. Smarthistory, smarthistory.org/henry-fuseli-the-nightmare/.

Perron, R. (2005). Dream, Dream Symbolism. International Dictionary of Psychoanalysis. Edited by Alain de Mijolla, Thomson Gale, Macmillan Reference, Academia, www.academia.edu/14161224/The_International_Dictionary_of_Psychoanalysis.

Kapak İllüstrasyonu: “The Nightmare” Kabus, Henry Fuseli, 1781

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir