Mert’ten dertler tasalar… Çarpıcı detaylar

Kısa Özet: Bir lafa uydum, bin derde düştüm. Yine bir laf duydum, derdimden kurtuldum. Kişisel olarak oynadığım etkin rol 0 (sıfır…)

Bu güne kadar benim yazdığım yazıları okuduysan, kendi kendimize söylediğimiz şeylere takıldığımı bilirsin. Şu an alenen söylemiş oldum. En sevdiğim kendi kendime konuşma cümlesi de “Yok lan öyle olsa ne olacak…” cümlesidir. Biliyorum, hepimiz bu cümleyi kurduk. Ben üniversite ikinci sınıfta, ancak ölülerle anlaşabileceğimiz bir dil dersinin hocasının “İkinci sınıf bitmeden başka bölüme geçebiliyorsunuz. Yapamıyorsanız gidin” gibi ağır ve yukarıdan bakarak söylenmiş cümleler kurmuştu. Oysa bize ölü bir dilin gramerini öğretiyordu. İlgilisine satan bu dersi zorunlu yapmasalardı, ders hakkında bilebileceğim tek şey Tofaşların arkasına yazılan “Türk” yazısı olacaktı. Kampüste hoca olan; ama çarşıda pazarda abladan öte olmayan insanlardan sadece biri olduğunu unuttuğum hocanın cümlesini ciddiye aldım. Radyo televizyon okumaya karar verdim. Ve o kutsal cümle zihnimin mağaralarına sızan ışık huzmesiyle geldi: “Yok lan geçsem ne olacak.”

Sıfır fizibilite raporu, sıfır kamuoyu araştırması. Bir yandan da gururluyum; çünkü “Bu bölümde olmuyor, ortalama kasıp başka bölüme geçeğim.” cümlesini kurdum. Pek bir dayanağı olmayan bu düşünceden sıyrıldım; ama kimseden de nasihat almadım. Yine bu ölü dilin hocası, neden var olduğu hakkında bir fikrim olmayan grameri öğretirken “Devam zorunluluğunuz yok” dedi. Bu cümleden sonra sadece vize haftasından önceki derse girdim. Hoca derse girer girmez vizede sorumlu olduğumuz kitaptaki bölümleri söyledi. Sonra ben ve bir kaç arkadaşım hoca arkasını dönünce sınıfın arka kapısından çıkıp gittik. Dersi de birkaç cümle ezberleyip geçtim. Özür dilerim ölü dil. Eskiler eskiden güzeldi…

Velhasıl, daha sonra yaşlı biri tarafından aşağılanmayınca bölümümü sevdiğimi fark ettim. O düşünceler de kafamdan uçup gitti. Hayat biraz böyle, ayağınızı vuran ayakkabıyı giymeye devam ederseniz ayağınız su toplar. Sizi rahatsız eden şeylere maruz kalınca da beyniniz bir kenarı su topluyor ki beynimizin yüzde sekseninin su olduğunu düşünürsek bu gayet normal. Ama işte rahatsız ediyor.

“Belki de radyo sinema televizyona geçseydim daha mutlu olurdum.” Evet, bu cümle de en sevdiğim ikinci kendi kendime sorduğum soru. Ama kim bilir… Bu, paralel evrenler arasında bir mevzu ve ben bunu öğrenmeyi reddetmek zorundayım. Jared Leto bize deneyimlerini anlat ne olur…

Kendimize itiraf edemediğimiz şeyler de var ama bunlar psikologların alanı. Zaten hepimizin bir alanı yok mu? Bir de o alana bizden izinsiz giren yaşlı insanlar…

Not: Bilmek, öğrenmek, bunu başkalarına öğretmek güzel şeyler tabi. Ama yalnız başınıza döndüğünüzde, kapıyı açar açmaz yine aynadaki kendinizle karşılaşıyorsanız, sivri dil ve ego zehirlenmesi geçirmeniz normal. En azından bence…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir