Hatıralar dünyasının içinde, bulunduğumuz zamanın tüm gerçeklerini unutturacak bir çekicilik vardır. Buna kapılmayı çoğu insan sever. Kötü hatıraların geçtiğine sevinip güzel hatıralarınsa; ya içine dalıp aynı hissin sahtesini çağırarak ya da bu hatırayı bir daha yaşamak için umutlanarak mutlu olurlar. 

Ancak şunu belirtmem gerekir ki hatıralar dünyası, sadece bizi hapis tutan bir yer değildir. Eski benliğimizi ve şu anki geldiğimiz noktayı tek bir bütünde barındıran büyük bir veri bankası gibidir. Buradan ihtiyacımız olanı kullanmak için çağırabiliriz ya da bu bankaya kendimizi kapatıp içinde yaşayabiliriz. İşte bizi hatıralar dünyasına hapseden bu ikinci seçenek olur. Kendimizi bu bankaya kapatmanın sonuçları düşündüğümüzden ağırdır. 

Çünkü biz hatıralarımızla birlikte değişiriz. Ama hatıralarımıza kapanırsak değişimi kaçırır, olduğumuzdan bir adım ötesini göremeyiz. Hayattan uzak olduğumuz için, zamanla ona karşı büyük bir korku beslemeye başlarız. Hayatın içinde bir eylemde bulunmaktan korktuğumuz için ise bahaneler üretiriz. Ama hayat çoktan kaçırdığımız değişim yüzünden bizi suçlu bulmuştur. Bizi savunması için kötü anılarımızdaki mağduriyetleri çağırır, hayatı ve hatalarımızı kabullenmekten kaçarız. Bu durumda olan birinin ise bu aşamadan sonra yapacakları sadece kendini kapsamaktan öteye geçecektir.  

Bu öngörüyü ise şu şekilde temellendirebileceğimizi düşünüyorum. Kimse tek başına hayata karşı suç işlemek istemez. Bunun için kendine suç ortakları yaratmalıdır. İnsan, konuştuğu herkesle, kendi savunmasının haklılığını kanıtlamak için özel ilgilenir. Hatıralar dünyasının çekiciliğini göstererek başkalarını da oraya yöneltmeye çalışır. Hatıralara saklanmak ise çok kolaydır. Kolaylığın verdiği bu çekicilik hastalık gibi tüm düşüncelere yayılır. Kişi iradesi el verdiği sürece bu yönlendirmelere dayanacaktır. 

Şimdi, değinmemiz gereken son bir nokta daha var. Hayattan kaçan bu kişi ebeveyn olduğunda, tüm zincirlerini çocuğuna geçirmekten memnuniyet duyacaktır. Bir aile mesleği devreder gibi. Ve hatıralarda saklanarak kaçsa bile, bu bağımsız kaçışın sonunda asıl kaçtığı ölüme ulaşır. Hapsolduğu yılları yaşayamamanın üzüntüsüyle göçer. Çocuğu ise zincirlerle başladığı bu hayatta yaşamaktan önce kaçmayı öğrenecektir.  

Bu metni önceden yazmış olduğum Toz şiiri ile bitirirsem yersiz olmayacağını düşünüyorum: 

Değişimin yanında gider kişinin kendisi 

Fakat zamanın tozuyla, 

Anılar yapışır vücuduna 

Ağırlaşır adımları, geri kalır hayat akışında. 

Başı eğilir, kumlar dökülür, 

Gözlerinden. 

Yüzüne bakmadığı yoldaşı, kaybolur gider,  

İlk dönemeçten. 

Rüzgârın uğultusu, yorulmuş benliğini susturur. 

Bedeni durur, hayat içinde. 

Tozlara karışır bacakları geçmişe savrulur. 

Secde eder anılara mutluluk içinde 

Dokunulamaz artık varlığına 

Dudakları gülümser, kaybolur. 

Parça parça karışır zamanın tozlarına 

Arkadan geleceklere yük olur

Tuna PÜRNEK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.