Aynı şarkıyı dinliyorum ben çünkü kafamı boşaltıyor. Hipnotize olmuş gibi ama kendimdeyim. Kulaklarım darbe yapıyor beynime. Yönetim; kafatasımın etrafına konuşlanmış o iki kıkırdakta artık. Bağlantımı kesiyorum bulunduğum atmosferle. Atmosfere sadece oksijen için ihtiyacım var şimdi. Düşüncelerimin çığlıklarını susturuyor aynı şarkıyı dinlemek. Giderek azalıyor ses kalabalığı kafamın içinde, her bir tekrardan sonra ve en sonunda; dibinde bomba patladığında oluşan kulak çınlamasından önceki iki saniyelik sessizliğe ulaşıyorum. Bomba sonrası cızırtıyı duymadan önceki, rüyada olduğunu umduğun ve rüyada olmadığını fark etmene sebep olacak çınlamaya iki saniye kala duyduğun sessizlik. Benim için iki saniye kuralı yok ama. Ne kadar tekrar ederse ruhumu ele geçirmesine izin verdiğim şarkı, o kadar sürecek sessizlikle olan sessiz dansım. Ne zaman müziği oynatan cihazla beynimin bağlantısı kopsun, o zaman sesi bastırılmış kaos yerini geri alacak. Buna izin vermemeliyim. Uykuya dalana kadar sesi bir tık bile kısmamalıyım. Kısarsam direnir beynim, kulaklarıma. Ayaklanır var gücüyle. Kulaklarımın buna gücü yok. Onlar sadece sınıftan çıkmış öğretmenin görevlendirdiği sınıf başkanı kadar söz geçirebilir sınıf arkadaşı olan beynime. Adlarını yazar konuşanların, öğretmen gelince vermek için. Kıkırdaklarımın, bana konuşanların kim olduklarını söylemelerine ne gerek var? Hangisi sustu bu zamana kadar ki; kim konuşmuş ihtiyacım olsun öğrenmeye? Hem yazmaya bile kalksalar hangi birini yazacaklar? Tükenmezi de tüketir sonuçta, hepsini yazmak kafamdakilerin.

Başka şarkıya geçemem. Aynı şarkı olmak zorunda durmadan çalan. Susmuyor beynim yoksa. Başlarda mecbur kalmış da olsam aynı şarkıyı dinleyip sıkılmaya, şimdilerde istesem de değiştiremiyorum. Alışmak böyle bir şey olsa gerek. Keyif alamıyorum, taktığım melodiden başkasını dinlemekten. Onlarca şarkıya sahip parça listeleri benlik değil artık. Benim ihtiyacım olan şey, aynı şarkının tekrarı sadece. Böylece aynı notalar, etrafımda tekrar tekrar dönebilecek ve ben; beyin devre dışıyken yaşanabileceğini, insanların haberi olmadan, bir kez daha kendilerine gösterebileceğim.

Çığlıklardan yoruldum artık. Deli edecek sessizliği arıyorum. Dedem hep “Su sesi, para sesi, kadın sesi; üçü de huzur verir ama fazlası can sıkar.” derdi. Ben ise can sıkan sessizlikte huzuru arıyorum çünkü kafamda; su, para ve kadın seslerinin de dahil olduğu; bütün dillerdeki, ağızda dilin bükülmesi vesilesi ile oluşan seslerin yan yana gelerek var ettiği, bu zamana kadar doğaya salınmış bütün kelime, gürültü ve çığlıkların konseri var. Hepsi aynı anda başlamış konserlerine.

Ben, saatler süren saniyeler yaşıyorum. Beynimle savaş benimki. Müzikle hem de. En Rönesans hâli savaşın. Beynimin en ücra köşesinde bile. Benimki notalarla muharebe. Sadece duyduğumda üzerlerine koşabiliyorum. Gözlerim kapalı kovalıyorum düşüncelerimi. Fakat onları yakalayamam, ben olmama rağmen oyundaki körebe.

Orhan Gökalp Büyükuysal

Kapak İllüstrasyonu: “Music Making Angels”, Peter Paul Rubens

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.