“Yıllar önceydi. Sanırım yedi yaşındaydım ya da birinci sınıf bitip o ilk yaz tatiline girildiğinde kaç yaşında olunuyorsa o yaştaydım. Yaz tatilinin ilk günü ‘çok rahat edersin çok’ denilerek berbere götürüldüm. Zaten normalde de kısacık kestirilen saçlarım o zaman daha önce bilmediğim bir ölçüde kısacıktan bile daha kısa kesildi. Berbere gidilip olabilen en küçük numarayla yapılmış bir saç tıraşı; en azından liseye kadar sürecek olan önümdeki uzun yıllar boyunca,  geçmek bilmeyecek yaz tatillerinin başlangıcını belirleyen bir sembole dönüştü benim için. Yaz tatilinin başladığını okulun kapanışından değil, saçımın daha da kısalışından anlıyordum artık. Saçlarım kısalınca canım sıkılmaya başlıyordu. Sekiz-dokuz milimetre saça gereğinden oldukça fazla anlam yüklemişim zamanında.

Sekiz dokuz milimetre daha kısalmış saçlarımla kabak gibi bir kafam, üç ay tatilim ve annem daha uzağa gitmeme izin vermediğinden en fazla 600 metre uzunluğunda bir sokağım vardı o ilk yaz tatilimde. Okulun ilk defa kapanması, daha yeni tanıştığım arkadaşlarımdan uzak kalmam gibi oldukça fazla şey ilk defa yaşanıyordu. Üstüne üstlük bir de annem sokaktan çıkmama izin vermiyordu. O kadarcık asfalt üzerinde benim gibi kabak kafalı ve üç ay tatilli bir çocuk ne yapabilirdi ki? İlk üç günden sonra yaz tatili denen şey pek de iyi bir fikir gibi gelmemeye başlamıştı o zaman. Günler uzadıkça uzuyor, haftalar günlere özenip daha da uzuyor ve üç ay asla bitmiyordu. Tatilin dördüncü günü yapacak hiçbir şey bulamayıp sokağa çıkmaya karar vermiştim öğle sıcağında. Sokakta kimse yoktu. Kabak kafam kavruluyordu ancak inatla eve girmiyordum. Sokakta yapacak hiçbir şeyim de olmadığından volta atmaya başladım, tabii ki o zaman buna volta dendiğini de bilmiyordum. Ve yine tabii ki, sadece yürümek yedi yaşında bir çocuğu ancak bir tur boyunca eğlendirebilirdi. Ben de artık ayağımdaki terliği fırlatabildiğim kadar uzağa fırlatıp sonra da tek ayak üstünde sekerek terliğime gittiğim bir oyun geliştirdim. Fırlattığım terliğin yere düştüğünde çıkardığı ‘şap’ sesi ve sonrasında tek ayak üstünde sekerek terliğin tekine gitmem müthiş bir eğlence kaynağıydı benim için. Ancak ikinci ya da üçüncü denememde camdan benimki gibi kısacık saçlı belki yirmi beş, otuz yaşlarında bir adam kafasını uzatıp hiddetle ‘S*ktir git lan buradan. Evinin önünde oyna hasta var hasta evde.’ diye bağırdı. Akşamları arkadaşlarımla top oynarken ya da bazen misafirlik için gittiğimiz başka mahallelerde de hep ‘hasta’ olurdu evlerde. Sınıf arkadaşlarımdan da duymuştum bu hasta meselesini ve hiç inandırıcı değildi her mahallede, her sokakta bir hasta olması.”

Tam bu son satırları yazmışken şap diye bir ses geldi dışarıdan sonra da küçük şap şaplar duyuldu. O haftaki yazımı yazabilmek için sonunda toplayabildiğim azıcık dikkatim de dağılmıştı. İlk paragrafın sonunu bir şap sesi getirmişti. Sesin nereden geldiğini görmek için hemen cama koştum. Sokakta bir çocuk terliğinin sağ tekini ayağından fırlatıp sonra da sekerek fırlattığı terliğinin yanına gidiyordu. Bir süre izledim, terliğinin diğer tekine ulaştığı anda iki ayağını da kullanarak bir iki adım atıp sonra yine ayağından fırlatıyordu terliğinin tekini. Belli ki çok sıkılıyordu. Son sekiz belki on yıldır artık yaz tatilleri eskisi kadar uzun değil yapılacak onlarca şey planlayıp hiçbir şey yapmadan bitiyor benim için. Hiçbiri tamamlanamasa da oldukça fazla planım olduğu için sıkılacak kadar vaktim olmuyor artık yazları. Hele ki mezun olduğum bu yaz öncekilerden bile daha fazla boş vaktim olması gerekirken iş görüşmeleri, okumam gereken ve okumayı istediğim kitaplar, çocukluğumdan beri devam eden tek isteğim olan yazmak için kendimi haftada bir yazı yazmaya zorlamam derken hiç sıkılacak vaktim kalmıyor. “Şap, şap, şap, şap”. Bu seslerle yıllar öncesine gidiyorum. Dikkatimi geri toplamama yardımcı olacakmış gibi iki elimi alnımın üstünde birleştiriyorum. Bir ay önce mezun olduğumda ne yapacağımı bilmediğimden bir şey yapmış olmak için kısacık kestirdiğim saçlarıma dokunuyorum. Bir anda ve bir anlığına canım çok sıkılıyor. O çok uzun yaz tatilleri gözümde canlanıyor. Artık bitti diyorum kendi kendime. Artık yok o tatiller hem de belki sekiz on yıldır yok. Canımın sıkılmasını çok özlüyorum. Şap, şap, şap, şap. Oturduğum masadan, bilgisayarın başından kalkıp pencereye gidiyorum. Kafamı camdan uzatıp “S*ktir git lan buradan. Evinin önünde oyna hasta var evde hasta” diye bağırıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir