Bugün sabah kapının çalmasıyla uyandım. Uzun bir aradan sonra eve birinin gelmesinin yarattığı heyecanı ve gelen kişinin virüs bulaştırma ihtimalinin ortaya çıkardığı korkuyu aynı anda hissettim. Karmaşık duygular içinde kapıyı açtım. Karşımdaki manzara bu duygu karmaşasına bir de şaşkınlığın eklenmesine sebep oldu. Karşımda kot pantolonlu, tişörtlü ancak maskesiz ve eldivensiz bir Ben duruyordu. Onunla pantolonu ve tişörtü dışında bütün fiziksel özelliklerimiz aynıydı. Ellerinde market poşetleri, sol koltuğunun altında ise bakkaldan alınıp gazeteye sarılmış bir ekmek vardı. Sırıtarak “Kahvaltıya geldim” dedi. “Bu ne hâl ulan masken nerede senin ?” dedim. “Ne maskesi abi ne diyorsun ya al şunları” diye poşetleri uzattı. “S*ktir git lan koy içeriye. Ben de dokunmayayım virüse şimdi” dedim. “Allah Allah” diyerek mutfağa bıraktı poşetleri.

Mutfağa poşetleri bırakıp elini yıkamadan salona yanıma geldi. “Al şunu virüsünü kırsın” diyerek kolonya uzattım “Yok abi eyvallah limon kolonyası sevmiyorum ben” dedi. “Al ulan virüsü kırsın işte. Elini de yıkamadın zaten” diyerek zorla kolonya sıktım ellerine. “Anlat şimdi bu ne hâl kardeşim böyle maskesiz eldivensiz geziyorsun markete gitmişsin bir de böyle” dedim. Beni dinlerken suratına dalga geçermiş gibi bir ciddiyet takındı. Suratındaki o rahatsız edici ciddiyet ifadesini hiç bozmadan “Abi ne maskesi ne eldiveni Allah aşkına. Bak ne güzel bir sürü kahvaltılık malzeme aldım. Sucuk bile var. Gel güzel bir kahvaltı yapalım tadımızı kaçırma şimdi” dedi. “Lan sıçtırtma kahvaltına oğlum niye böyle geziyorsun ortalıkta? Sen ne saygısız, ne gamsız, ne pis bir adammışsın be. Hadi kendini düşünmüyorsun da diğer insanların sağlığını niye riske atıyorsun lan? Ayrıca, o karmaşada soramadım da sen kimsin oğlum? Ne işin var lan evimde?” dedim. “Abi onun cevabı basit. Ben senin üç ay önceki hâlinim. Sen hele şu maske, eldiven falan olayını anlat. Nedir yani abi pis mi gördün beni? Benden mi tiksiniyorsun?” dedi. Utanmazca dalga geçiyordu benimle. Üç ay önceki benmiş, maskeden, virüsten falan haberi yokmuş daha neler yine de kibarlığımı korudum. Kısa kesip evden yollamak için direkt olarak  “Boş ver o uzun hikâye. Şimdi lütfen gider misin evimden? Sinirlerimi bozuyorsun” dedim. Utanmadan suratıma bakıp sırıtarak “Abi öyle senin benim diye bir durum mu var aramızda? Ayıp oluyor yani” dedi. Utanmazca devam eden densizliğin bu raddesi karşısında şaşkınlıktan dilimi yutmuş gibi konuşamadan ona bakakaldım. O ise densizliği bir seviye daha artırıp dalga geçmeye devam etmek için yolda gördüğü bir ağaçtan topladığını söylediği erikleri cebinden çıkarıp bana uzattı “Erik çok güzel yer misin?” dedi. Erikler gerçekten çok güzel görünüyordu. Sinirlerim daha da bozulmuştu. “Çabuk çık ulan evimden” diye bağırarak mutfağa koşup bir ekmek bıçağı kaptım. Salona elimde bıçakla geri döndüğümde hâlâ koltukta oturmuş erik yiyordu. Elimdeki bıçağı görünce yerinden kalktı. “S*ktir git lan evimden. Sen ne pis bir adammışsın be. Hem her tarafın virüs olmuş, virüse bulanıp evime gelmişsin hem de kibarca kovulmuş olmana rağmen oturmaya devam edecek kadar yüzsüzsün. Çabuk çık evimden” diye bağırarak üzerine yürüdüm. Bıçağı gören Eski Ben korktu ve yüzündeki pişkin ifade kayboldu. “Tamam tamam abi ben giderim de sen iyi değilsin yani virüs mirüs ne anlatıyorsun Allah aşkına?” diye söylenerek kapıya yöneldi. Koşarak mutfağa gittim. Eski Ben’in getirdiği poşetleri, önce poşetlerden birinin en üstünde duran sucuğu ayırıp üstüne fırlattım. “Al lan istemiyorum senin virüslü gıdalarını da, seni de” dedim. Eski Ben poşetlerini de alıp çıktı. Ne pis bir insanmış bu Eski Ben. Sen maskesiz, eldivensiz markete git, sonra bir de otobüse bin. Eve gelince ellerini yıkama üstüne üstlük kolonyaya da burun kıvır. Olacak iş değil vallahi.

Salonda beş on dakika oturup sakinleştikten sonra kahvaltı hazırlamaya karar verdim. Mutfakta önce Eski Ben’den çaldığım sucuğu sonra da ellerimi sabunla yıkadım. Temizlik işlemini bitirmiş sucuğu dilimlemeye başlamışken yine kapı çaldı. Yine mi o acaba diye düşünerek sinirle kapıya gittim. Bu sefer içeriye girmeden kovacaktım Eski Ben’i. “Ne var? Niye geri geldin?” diyerek kapıyı açtım elimde bıçakla. “Pardon anlamadım” dedi karşımda duran bu sefer maskeli ve eldivenli olan Ben’di. Eski Ben’in maske takınca onu tanımayacağımı düşünüp sucuğunu almaya geldiğini sandım. “Eski Ben sensin işte. Yemem bu numaraları oğlum. Önceden market gezerken takacaktın onları şimdi bir anlamı yok” dedim. “Yok abi ne eskisi ben yeni senim” dedi. Ancak tek başına bu ifade güven vermediği için kapıdaki Ben’i test etmek istedim. Tokalaşacakmış gibi elimi uzattım. “Tokalaşmasak daha iyi abi. Eskisi kadar yakın olamayız” dedi. İyi hamle ama yetmez. “Neyle geldin buraya? diye sordum. Şu dönemde mümkün olduğunca sakınmak gerektiğini dolayısıyla kendisinin de bisikletle geldiğini söyledi. Artık gelenin Yeni Ben olduğuna ikna olmuştum. “Gel içeriye, kahvaltı yapalım. Hem sucuk da var” dedim. Eve girer girmez maskesini ve eldivenini kapının yanında duran çöpe attı ve ellerini yıkamaya gitti. Suratımda istemsiz bir gülümsemeyle Yeni Ben’in ellerini yıkamasını izledim.

One Reply to “Kapıdaki Ben’ler”

  1. Çok güzeldi. Okumayı bitirdikten sonra geçmişimden iğrendim. Eski halime artık kin besliyorum. Teşekkürler Fatih hocam.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir