Yeni çırak Ali işe başlayalı ancak bir hafta kadar olmuştu. Bizim patron Murat abi ise kafayı işe aldığı bu çocukla daha ilk haftadan bozmuş ve çocuğun en sıradan hareketlerinin arkasında bile korkunç planlar olduğunu iddia etmeye başlamıştı. Murat abiye bu mahallede “Deli Murat” der kimileri. Ben ise açıkçası daha önce pek de bir deliliğini görmedim. Ta ki bu çocuk işe başlayıncaya kadar. Ali on beş yaşında, yaşına göre ufak tefek, cılız, saçları üç numara, kömür gözlü bir oğlan çocuğu. Onca zorluk yaşamış şu kısacık hayatında. Lise çağına kadar anasının babasının köydeki işlerine koşturmuş. Lise çağına gelince de anası ve babası okuması için şehre, yani buraya göndermişler. Harçlığını çıkarmak için iş ararken bizim dükkâna da uğradı ve işe başladı işte bu kara kuru oğlan. Yorucu çocukluğunun, düzenli çalışmasının etkisi midir bilinmez ama, şu bizim Ali, şu kara kuru oğlan dışarıdan bakınca hiç beklemeyeceğiniz kadar çalışkan, cevval bir çocuk. Ha bire koşturup durur dükkânın içinde. Elimizden çayı eksik etmez, dükkânın içinde en ufak bir düzensizliği anında fark edip düzeltir, hiçbir işten geri durmaz. Ama gel gelelim bizim patron Murat abiye bir türlü yaranamadı Ali. İşe alındıktan birkaç gün sonra, onca çalışkanlığına rağmen, gözüne batmaya başladı bizim Murat abinin. Acayip acayip şeyler uydurmaya başladı Murat abi Ali hakkında. Bu çocukta bir acayiplik varmış, çocuk her an her yerdeymiş, kesin bu çocukta farklı bir durum varmış. Cinli miymiş, perili miymiş belli değilmiş. Murat abinin bu acayip vesveselerini şakaya vurmuş, gülüp geçiştirmiştim ilk günlerde. Fakat haftanın ilerleyen günlerinde de kuruntularını sürdürdü Murat abi. Hatta son birkaç gündür Ali’yle iyice kafayı bozup, çocuğun bizi öldürmeye çalıştığını iddia etmeye başladı. Murat abinin iddiasına göre Ali, Murat abinin her yeni bardak çayla bir sigara yaktığını biliyormuş. Murat abide kalp olduğunu, doktorun sigarayı yasakladığını da biliyormuş. Kalpten götürecekmiş Murat abiyi. Hem de bunu sadece sürekli çayını tazeleyerek yapacakmış.

            Bugün günlerden pazar. Yani Ali işe gireli tam bir hafta oluyor bugün. Murat abi delice iddialarının hala arkasında. Tüm gün fısır fısır anlattı bana deli saçması iddialarını, ben de tüm gün kovaladım onu başımdan. Akşam saatleriydi, artık kapatmamıza aşağı yukarı bir saat kalmıştı ki ben tezgâhın arkasında raflarla uğraşırken Murat abi yanımda belirdi.

 “Çocukta kesin bir acayiplik var oğlum?”

 “Saçmalama abi ne acayipliği olacak? Normal çocuk işte, 15 yaşında bir çocuk nasıl olmalıysa aynen o şekil. Rahat bırak artık şu çocuğu,” deyip işime bakmaya devam ettim. Murat abi arkasını dönüp gitti, çok geçmeden de elinde bir çay bardağıyla geri geldi. Kulağıma eğilip elindeki dolu çay bardağını göstererek fısıldadı;

“Schau mal!”

“Abi bakayım da Almanca ne alaka?” diye sordum.

“Dur ulan şimdi. Bu bardak daha az önce, yanına gelmeden hemen önce yarıya kadar doluydu. Bak şimdi bardağa!” dedi, elindeki tamamıyla dolu bardağı göstererek. Tam o anda, daha Murat abiye cevap veremeden kapının açıldığını ve bir müşterinin geldiğini duydum. Murat abiye işaret parmağımla bir dakika diye işaret verip içeriye giren müşteriyle ilgilenmek için yerimden kalktım. Ben daha yerimden yeni kalkmışken bizim çırak Ali’nin çoktan müşterinin yanına vardığını ve onunla ilgilenmeye başladığını gördüm. Murat abinin yanına geri döndüm. “Bak işte yine ışınlandı,” dedi. “Abi siktir git Allah aşkına saçmalama ya. Şu çocuğu bir rahat bırak artık,” dedim. Murat abi tekrar elindeki çaya odaklandı ve şaşkınlıkla, uzun uzun “Allah Allah,” diye diye, iç çeke çeke bardağını incelemeye devam etti, arada çayından birkaç yudum almayı da ihmal etmiyordu.

Akşam kapatma saati yaklaştığından Ali dükkânın en arka tarafında kalan mutfakta temizlik yapıyordu. Ben de rafları düzenlemeyi bitirmiş, kasada oturup bilgisayarda bir şeylerle uğraşan Murat abinin yanına gitmiştim. “Abi gel bir sigara içelim birlikte. Gelen giden olmaz zaten bu saatten sonra. Olursa da bizim Ali halleder. Işınlanabiliyor ya o,” dedim gülerek. Murat abi gülmedi. “Haydi çıkalım,” dedi.Masanın üzerinden çay bardağını aldı. Bardağı eline alınca bir şaşkınlık ifadesi yüzünü hızla sardı. Gözlerini koca koca açıp bana döndü. Neredeyse bağırarak “Vallahi billahi, Allah mushaf çarpsın ki az önce bitirdim ben bu çayı. Bardağımı elimden bırakalı ancak birkaç saniye olmuştur,” dedi. “Dalmış gitmişsindir abi kasayla, bilgisayarla uğraşırken. O arada doldurmuştur çocuk işte,” dedim. “Yok ulan daha demin saniyeler önce bitirdim çayı,” diyerek iddiasının arkasında durmaya devam etti Murat abi. “Siktir et abi akşam akşam çok yoğunluk oldu, kafalar gitti vallahi hepimizin. Çay var mı? Var. Gel sigaramızı içelim biz,” dedim. “Dur bakalım soracağım bir Ali’ye o mu doldurmuş çayı?”

Arka tarafa yöneldi Murat abi. “Aliii,” diye bağırdı kitap raflarının ortasından.

Ali dükkânın ön tarafından, bizim arkamızdan “Efendim abi,” diyerek geldi.

“Mutfakta değil miydin lan sen?” diye bağırdı Murat abi.

“Mutfaktaydım abi. Müşteri gelince onunla ilgilendim,” dedi Ali.

Murat abi uzun uzun baktı. Çok acayip bir ifade takındı yüzüne. Aynı anda hem sinirli hem de şaşırmış gibi görünüyordu. Hiçbir şey söylemedi daldı gitti. Ali mutfağa geri gitti. Dalgın dalgın bakan Murat abiyi omzundan dürttüm. “Gel abi sigaramızı içelim,” dedim. Murat abi dalgın dalgın, hiçbir şey söylemeden peşimden yürüdü ve dışarıya çıktık. Murat abi hala düşünüyordu. “Buyur abi,” diyerek bir sigara uzattım. Birdenbire parladı Murat abi. “Siktir git lan çek şunu,” diye bağırıp elimdeki sigaraya vurdu. Yere düşen sigarayı almak için uzanırken sordum, “Abi ne oldu birdenbire Allah aşkına?”

“Ne ne oldu lan? Yine oldu işte bak sen de şahitsin. Işınlanıyor bu lavuk.  Öldürecek bizi de,” diye bağırdı.

“Abi ne olur saçmalama ya. Rahat bırak artık şu çocuğu ne öldürmesi,” dedim. Sigarayı ağzıma koyup yakmaya niyetlenmiştim ki. Murat abi bir kez daha elime vurup bu sefer de elimdeki çakmağı düşürdü. Yere düşürdüğü çakmağıma da ayakkabısının burnuyla sert bir vuruş yaptı. Taa caddenin karşısındaki duvara çarpıp patladı çakmak. Sinirinden köpürüyor öfkesi gözlerinden okunuyordu Murat abinin. Bir anda neler olduğunu hiç anlayamamıştım.

 “Yeter lan artık bitireceğim seni,” diye bir nara atıp dükkâna geri daldı Murat abi. Gözlerinden okunan o korkunç öfkeyle ve elinden bırakmadığı çay bardağıyla mutfağa yöneldi. Arkasından yetiştim, “Abi Allah aşkına dur ne yapacaksın küçücük çocuğa? Saçmalama,” diyerek geriye çekmeye çalıştım Murat abiyi. Ben Murat abi sakinleşsin diye yalvarırken o mutfağa bir hışımla daldı. “Hassiktir lan oradan cinli pezevenk,” deyip Ali’nin kafasında parçaladı çay bardağını. Hırsını alamamıştı. Kanlar içinde yere düşen çocuğu kafasından tutup yere vurmaya başladı. “Abi siktir git ne yapıyorsun ya,” diyerek uzun boylu yapılı Murat abiyi tüm kuvvetimle mutfağın dışına doğru ittirdim. Murat abi iri cüssesinin dengesini kaybedip hemen arkasındaki, daha yeni gelmiş, dolayısıyla duvara sabitlenememiş koca kitaplığa çarptı. Koskoca kitaplık, koskoca Murat abinin üzerine bir gümbürtüyle yıkıldı. Murat abinin acı bir inlemesi duyuldu. Korkuyla “Abi iyi misin?” diye seslendimse de sadece bir hırıltı duyabildim cevap olarak. Ali ise arkamda, mutfakta, elleri yıkadığı bulaşıklardan köpüklü, kafası gözü kanlar içerisinde yerde yatıyordu. Kısacık ve hızlı hızlı bir nefes alışverişi duyuluyordu sadece Ali’den. “Ali, Ali iyi misin?” Ali ise hiçbir şey söyleyemiyordu. Hemen dükkânın telefonundan ambulansı aradım. Geri dönüp Ali’nin yanına geldim. Boynundan tutup en azından nefes alabilmesini sağlamak istedim. Fakat boynunu bile dik tutamıyordu. Ben o şekilde en azından nefes alışverişinin düzelmesini umarak tuttmaya devam ettim Ali’yi bir süre. Fakat nefes alışverişi gittikçe ağırlaştı ve sonunda tamamen kesildi. Sapsarı olmuştu Ali’nin kara benzi. Kollarımda son nefesini vermişti bizim Ali. Ali’den ümidi kesince mutfak kapısının önündeki kitaplığa gittim. Kitaplığından altından incecik kan sızıyordu şimdi. “Abi!” diye seslendim fakat hiçbir cevap alamadım.

İki ölünün tam ortasında kapının eşiğinde dikildim. Ne yapacağımı bilemiyordum. Ambulans hala gelmemişti. İki ölünün tam ortasında, kapının eşiğinde az önce dikildiğim yerde çömelip bir sigara yaktım. Kafamı toplamaya, ne yapacağımı düşünmeye çalıştım. Sigaranın yarısına kadar ancak içmiştim ki siren seslerini duydum. Mutfaktaki arka kapıdan çıkıp gara gittim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir