Mert’ten dertler tasalar, çarpıcı detaylar… Senin için

Hayatım bir film şeridi gibi gözümün önünden geçse, ilk geçen kare muhtemelen annemin bana uzattığı çikolatalı ekmek olurdu. Karbonhidratla birleşen şeker alaşımı, zıpkın çocuk bedenime sığmadığı için oradan oraya koşup gereksiz enerjiyi bedenimden uzaklaştırmaya çalıştığım anlar… Hayatım için bir spesiyal. Sonraları çok şey var tabi. Koca 21 sene behey behey tatsız düşüşler, bazen umutsuzluklar, geçen zaman…

Film şeritleri her zaman ilgimi çekmiştir. Bu yüzden fotoğraflara ayrı bir ilgim olsa da hiç karanlık odada analog baskı yapmadım. Hep aynalı canonlarla geçen kısır fotoğraf hayatım, damatlara “Abi deklanşör basmıyor. Hayırlı olsun.” demekle geçiyor. Olsun. Bazıları bir anda aylık bursumun yarısını veriyor ve ertesi gün hiçbiri bana verdiği paranın ne olduğunu düşünmüyor. Mutluluk sarhoşluğu deyip romantik geçişlere gebe olan bu muhabbet bana sadece “Yeni evleniyoruz. Olacak o kadar beyaz eşya aldık çocuk da sevinsin…” düşüncesini çağrıştırıyor. En azından daha samimi veya gerçekçi geliyor. Şu an bir tanesinin bile ismini hatırlamadığım damatlar, size kötü bir haberim var. Ertesi gün ben aynısını bir kez daha yaşayacağım… Düğünler böyle işte. Kiralık şatolarda bir günlüğüne prens ve prenses olma muhabbeti. Umarım orta çağda kına geceleri yoktur. Film şeritleri, sevdiğiniz ve sevmediğiniz şeyler arasında seçim yapmadan geçerken sonunda kopuyor.

Yani koptuğunda ne olur ne biter bilmiyorum. Beş yıl sonra kendimi nerede görüyorum onu da bilmiyorum. Mutluluklarımdan bir kare gelirse eğer, muhtemelen annemin ve babamın veli toplantısında bana neler olduğunu anlattığı zaman olabilir. Hakkımda kötü hiçbir şey söylememişler, sayısal derslerime giren hocalar beni tanımamış bile. Sözel hocalarıyla bir alıp vermediğim yoktu.  Lisede kendi halinde olan bir insandım ve doğal yeteneğim sözel derslerdeki keskin başarımdır. Çocukluğumdan beri romanları, öyküleri, bazı şiirleri okurdum. Bu durum lisede de pek değişmedi. Bazen okudum bazen eğlendim. Sanırım lise birinci sınıftaydım. Evimin yakınlarındaki avmnin kitapçısından “Yabancı” adlı romanı aldım. Okudum. Ama diğerleri gibi, kapağını kapattığımda unutacağım sorunları anlatmıyordu. Sanki yıllar önce çok yaşlı bir adam “Hayatın rayından çıktı…” diye kulağıma fısıldadı ve o romandan sonra daha da içime kapandım. Sonra hocam bana Germinal’i okusana dedi. Okudum. İsyan misyan güzeldi. Ben orada makine kondüktörü olan Rus karakteri çok beğenmiştim. Adı “Suvarin” ve eski bir Bolşevik. Diğerlerinin isyanlarına katılmıyor ve barın köşesinde Polonya adlı tavşanı severken sigara içip pek kimseyle muhatap olmuyordu. Sonra romanda kaybolup gidiyordu. Belki hayatın son karesi yoktur. Suvarin gibi unutulduğumuzda belki de son karemizin bir önemi kalmaz. Ayağınızı kaydırıp nihilizme inandırmaya çalışmıyorum. Sadece bazı anlar bizim için özeldir. Sokakta gördüğün eski sevgilin başka biri için sadece güzel kızlardan biridir.

Mert Molu 15.2.21

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.