Mad Max, Avustralyalı George Miller tarafından yönetilen distopik bir aksiyon filmidir. Aslında tıp alanında çalışan Miller’ın film yapımına büyük bir hevesi olması, bir aksiyon filmi çekmesine ve bu filmde Mel Gibson’ı oynatmaya karar vermesine sebep oldu. 1970’lerde Avustralya’da yaşanan petrol krizinden sonra çekilen filmin, petrol ambargosu nedeniyle yakın gelecekte neler olabileceğini yansıttığına inanılıyor. Bunun yarı sıra, filmin “iyi” ve “kötü”yü nasıl tasvir ettiğinde de çeşitli fikirler var.
Erken dönem Kovboy filmlerinde olduğu gibi, Mad Max ıssız bir Avustralya arazisinde geçen, “yasa” ile “kanunsuz” arasındaki mücadeleyi tasvir eder. Film boyunca karşılaştığımız karakterlerin hepsi ya “iyi insanlar”dır ya da onların çatıştığı “kötü insanlar”. Filmde genellikle görülen yollar, Ana Kuvvet Devriyesi(AKD) tarafından denetlenip kontrol edilen Melbourne’un izole otoyollarıdır. AKD’nin asıl düşmanı; zarar vererek, çalarak, inciterek, öldürerek ve tecavüz ederek medeniyeti bozan kanunsuz motorcu Acolytes çetesidir.
Filmde “iyi insan kötü insana karşı” temasının eleştirildiğini görebiliriz. Kanun insanı olarak nitelendirilebilecek kişilerin kanunlara uymaları beklenirken, kanunsuzların istedikleri gibi davranabilmeleri beklenmektedir. Fakat kanunsuzlar, aslında istedikleri gibi davranmak yerine, kendi yasa ve kurallarına göre davranırlar. Filmden anlaşıldığı üzere, AKD kendi kodlarını takip ediyormuş gibi gözüküyor bununla birlikte, Goose ve Max gibi bazı karakterlerin, görev ve kodları ile kendi içlerindeki adalet duygusu arasında sıkışıp kaldıkları aşikârdır.
Çetesiyle birlikte bir adamı döven ve bir kadına tecavüz eden karakterin yakalandığı sahneden sonra, Goose; Kod 3’ü görmezden gelmeleri gerektiğini öne sürer. Bunun ardından Goose ve Max bu motorcuyu terk edilmiş bir ahıra götürürler. Kod 3’ün ihlal edildiğini öğrenen diğer AKD çalışanları adamı kurtarmak için ahıra gelir. Goose’a adamı serbest bırakması hâlinde kuralı ihlal ettiğini bildirmeyeceklerini söylerler. Goose adamı bırakır fakat bu sefer kendi içindeki adalet duygusuyla baş başadır çünkü bir tecavüzcünün sokakta özgürce yürüdüğünü düşünmek onu çileden çıkartmaktadır.
Motorcu serbest bırakıldıktan sonra, çete Goose’ı diri diri yakarak intikam alır. Bu şiddet eylemi, böyle bir sonun kendi başına da gelmesini önlemek için Max’i istifa etmeye zorlar. Bu sahnede Kaptan Fifi, insanların artık kahramanlara inanmamalarına rağmen, Max ile birlikte kaybolan bu inancı tekrardan inşa edebileceklerini öne sürer. Bu açıklamadan sonra, Max istifa edip etmemeye karar vermek adına işine ara vermeyi kabul eder. Bu sırada Max’in eşi Jess ve oğlu Sprog çetesi tarafından bulunur ve filmin sonuna doğru acımasızca öldürülür.
Ailesini bu koşullar altında gören Max, iç savaşını kaybedip intikam almaya karar verir. Seyirci bu sahneden sonra Max’ın motivasyonunun değiştiğini gözlemleyebilir. Daha öncesinde ailesini korumak olan bu içgüdü, yaşanan haksız muamelenin intikamını almakla değişir. Max, çetenin her bir üyesini aynı miktarda şiddetle öldürmekte oldukça kararlıdır. Max’in bu hareketi medeni kanun insanının içindeki medeniyetsizliği açığa vurur.
Son olarak “kötü” olanın tasvirinin “kötü insan” tanımına göre yapıldığı düşünülebilir. Fakat “iyi” olanlar her zaman hukuk kurallarına ve düzene uygun hareket etmez, bunun yerine kendi adalet kavramlarını takip ederler. Belki de senaristin, lider Toecutter’ın sahilde çetesine “O göründüğü gibi değil” diyerek mankeni yalnız bırakmalarını söylediği sahnede vurguladığı şey, aslında kanun insanlarının da göründükleri gibi olmadığıdır.

Kapak Görseli: Mad Max (1979)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.