Feniks (Phoenix), Yunan mitolojisinde en çok kullanılıp sembolize edilen yaratıklardan biridir. Devasa bir büyüklüğe sahip olan bu kuş, Tacitus’un betimlemesine göre diğer kuşlardan öne çıkmasını sağlayan renkleriyle bilinir. Fakat literatürdeki en yaygın betimleme Heredotus’a ait olan kırmızı ve sarı renkli olan versiyonudur. Uzun bir süre yaşadıktan sonra yanarak ölen ve küllerinden tekrar tekrar doğan Feniksler, dolayısıyla ölüm ve yeniden doğuş temalarıyla yakından ilişkilendirilirler. Her ne kadar Yunan Mitoloji’sinde oldukça popüler olsalar da bu görkemli kuşlar diğer birçok milletin mitolojisinde farklı adlarla görülür.  

İnanışa göre Feniksler Cennet’te yaşardı ve Cennet’te yaşan her canlı gibi çok güzel bir hayat sürerdi. Güneşin ardında bu mükemmel diyarda yaşayan Feniks, yüzyıllarca yaşadıktan sonra artık yaşının etkilerini hissetmeye başlar.  Cennet’te yaşayan varlıkların ölmesi imkansızdı fakat yeniden doğabilirlerdi. Yeniden doğabilmek için Cennet’i terk eden Feniks fani dünyaya gelir ve Arabistan’da yetişen baharatları bulana kadar Kuzey’e uçar. Ardından da kendisinin ardından adlandırıldığına inanılan Fenike’ye gelip, topladığı bitki ve baharatlarla bir yuva yaparak güneşi doğmasını bekler. 

Ertesi sabah, Güneş Titanı Helios atlı arabasıyla gökyüzünde gezerken, Feniks yüzünü ona, yani Doğu’ya verip ufukta yükselen güneşe bakar. İnsanlığın duyduğu en güzel ve unutulmaz melodilerden birini mırıldanmaya başlar, o kadar güzeldir ki Helios bile durup bu tatlı notaları dinlemeye koyulur.  Yaşlı kuşun veda şarkısı bittiğinde Helios arabasıyla ilerlemeye başlaması gökyüzünde bir kıvılcım oluşturur. Bu kıvılcım yuvaya ve Feniks’e düşer ve yangından geriye kalan tek bir kurtçuk olur.  Fakat bu, Feniks’in hayat döngüsünün sonu değildir. Efsanelere göre üç gün sonra küllerden yeni bir Feniks çıkar ve yüzyıllarca yaşamaya devam eder. Ebeveyninin kalan küllerini toplayıp Güneş Titanının şehri Heliopolis’e götürüp Cennet’e geri döner.

Feniks efsanesinin nerede ortaya çıktığı tam olarak bilinmemektedir. Yunan mitolojisindeki Feniks motifine ve hikayesine çok benzer örnekler birçok kültürde, özellikle de Mısır mitolojisinde görülmüştür. Fakat Mısır belgelerindeki eksiklikler yüzünden hikâyenin kökeni Yunanlılara dayandırılmaktadır. Diğer kültürlerdeki Feniks benzeri yaratıklara bakacak olursak Mısırlıların Bennu’suna, Hintlilerin Garuda’sına, Perslerin Simurg’una ve Türk-Altay mitolojisindeki Anka Kuşuna bakabiliriz. 

Mısır mitolojisine göre Bennu, balıkçıl kuşlara benzeyen kendi kendini yarattığına inanılan bir kuştur. Kaynaklarda yanmasından bahsedilmemesine rağmen, kendi kendini yarattığına inanılan Bennu, dünyanın yaratılışına da katkıda bulunmuştur. Söylenenlere göre Bennu, yaratılıştan önce var olan Nun’un suyunun üzerinden uçup bir taşın üzerine konmuş ve çıkardığı seslerle yaratılışı başlatmıştır. Başka kaynaklarda ise Nil Nehri’nin taşmasını ve dolayısıyla bolluk ve bereketi sembolize eden Bennu “kendi kendine ortaya çıkan” olarak sıfatlandırılmış ve Güneş gibi zamandan zamana kendini yenilediğine inanılmıştır. 

Hint Mitolojisi’nde Feniks’in eşdeğeri Garuda kuş ve insan melezi bir yaratık olarak resmedilir. Garuda ve diğer bütün kuşların annesi olan Vinata, Kadru ile girdiği iddiayı kaybettiği için köleliğe mahkûm edilir. Garuda annesini kurtarmak için kardeşleriyle konuşur. Kardeşleri annelerini serbest bırakmak için Garuda’dan Cennet’ten sonsuz hayat meyvesi olan Amrita’yı isterler. Garuda olağanüstü kudreti ve inanılmaz yetenekleriyle Tanrılarla savaşır; Tanrıların Kralı ve Hava ve Savaş Tanrısı olarak bilinen Indra’yı bile yenip meyvesini alıp yeryüzüne geri döner. Bu olaylardan sonra Koruyucu Tanrı Vişnu’ Garuda’ya binek hayvanı olmasını teklif eder ve Garuda da kabul eder. Garuda’nın adaletsizlik ve kötülükle savaşan tanrı Vişnu ile ilişkilendirilmesi onu Kral’ın görev ve gücünü temsil eden bir sembol haline getirir. 

Pers mitolojisinde yer edinen Feniks benzeri yaratık Simurg olarak adlandırılır. İran sanatında bir fili ya da bir balinayı taşıyabilecek kadar büyük olan bu devasa kuş bazen köpek başı, aslan pençeleri olan bir tavuskuşu olarak tasvir edilir. İran efsaneleri Simurg’ün Dünya’nın yok oluşunu üç kez görecek kadar yaşlı olduğunu dile getirir. Tıpkı Feniks gibi ateşler içinde yanmadan önce 1700 yıl boyunca yaşayıp bilgi edindiği söylenir. Toprağı ve suyu arındırdığına, böylece bereket getirdiğine inanılır. Bazı kaynaklarda Simurg’un Bilgi Ağacı’nın yanında yaşadığı, ne zaman uçmaya başlasa ağacın titreyerek tohumlarını döktüğü ve Vayu-Vata (rüzgâr ve atmosfer) ile Tishtrya (yağmur) tarafından tohumların dünyanın dört bir yanında filiz açtığına ve bu bitkilerin var olan her hastalığa çare olduğuna inanılır. 

Feniksin Türk ve Altay mitolojisindeki karşılığı Anka Kuşu veya bir diğer adıyla Konrul’dur. Kızıl renkleriyle göze çarpan Konrul’un doğaüstü yetenekleri olduğuna inanılır. Betimlemelerinde uzun gagasının üzerindeki yüzlerce delikten ses çıkarabildiği ve tüm kuşların durup bu bereketli sesi dinlediği söylenir. Bir efsanede diğer mitolojilerdeki yaratıklardan farklı olarak Konrul’un her gün yeniden doğduğu, bir başkasında ise günlerce durmadan şakıdıktan sonra küle dönüştüğü söylenir. Her iki türlü de ölümsüzlüğü ve yeniden dirilişi simgeler. Başka bir farkı ise Konrul’un Toğrul adında bir ikizi olmasıdır. Efsaneye göre Toğrul Moğolları simgelerken Konrul da Türkleri simgeler.  

Görüldüğü üzere en çok orada anılıyor olması, Feniksleri Yunan Mitolojisinin özgün bir yaratık yapmaz. Anlatıldığı üzere Mısır, Hint, Pers, Türk ve Altay mitolojilerinde betimleme olarak Fenikse benzeyen, bazı özellikle aynı bazı özellikleri tamamen farklı yaratıklar vardır. Feniks benzeri yaratıklar ayrıca Rus Mitoloji’sinde Ateşkuşu, Yahudilerde Milcham, Araplarda Simurg’e çok benzeyen Anka olarak da görülür. Bu büyüleyici parlak renkli kuşlar, sadece mitolojik betimlemeler olarak kalmayıp yeniden doğuşu, benzersizliği ve yenilenmeyi sembolize ederek popüler kültürde yer edinmiştir.

Şevval Gürcan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.