2020’nin popüler Netflix dizileri arasında yer alan Emily in Paris, geçtiğimiz günlerde 2. sezonu ile ekranlara geri döndü. Peki Emmy ve Altın Küre ödüllerine aday gösterilen bu komedi-drama neden kritiklerden oldukça sert yorumlar aldı? Bazı yorumların başlıklarını görmek diziye karşı oluşan antipatinin derecesini anlamamıza yetiyor: “2. Sezon Fransaya Sığ bir Kaçış”, “Romantizm Bile Bunu Kurtaramaz”, ve son olarak “Fransız Klişelerinin Izdıraplı Bir Arınma Ayini”. Peki Netflix’e gelmesiyle hızlıca Top 10 listesine yükselen bu dizi gerçekten izlemeye değer mi?

Uzun bir günden sonra evinize gelip Netflix hesabınızı açıp kafanızı dağıtacak bir şey izlemek istiyorsunuz. Ve karşınıza Eiffel Kulesinin önünde telefonuyla selfiler çeken, sıfır beden, avantguarde ama sevimli bir elbise giyen Lilly Collins çıkıyor. Zaten kafanız saat 6’da istemeye istemeye izlediğiniz haber bülteninde defalarca bahsedilen Omicron virüsü ve doların düşüşünü görmekten oldukça yorgun. Lilly Collins’in neşeli karakteri, göz alıcı kostümleri ve Instagram hesabında paylaştığı eğlenceli Paris hayatı size güzel bir kaçamak gibi görünüyor ve 1. Sezon, 1. Bölüm’e bir şans vermek istiyorsunuz. Öncelikle, bu çok normal. Hepimizin hayatında hayalperestliğe, gerçeklerden kaçmaya sığındığımız, kitapların ve müziklerin dünyasında kendimizi rahatlattığımız anlar olmuştur. Fakat kendimizi rahatlatmak demek sanat zevkimizden ödün vermemiz anlamına gelmiyor. Televizyon eleştirmeni Saloni Gajjar’ın da söylediği gibi bu diziyi “escapism” bile bir fiyasko olmaktan kurtaramaz.

“Escapism” belirli dozlarda verildiğinde, içinde yaşadığımız dünya ile bir bağlantı kurduğunda seyirciye keyif verir. Ama dizide Emily’nin aşk, para ve süprizlerle dolu Paris serüveni fazlaca abartılı, inandırıcılıktan uzak. Dizinin göz boyayıcı güzelliği izleyicileri ilk bakışta etkilese de, karakterler ve hikaye derinlik açısından o kadar yoksun ki bir süre sonra sinir bozucu bir hal alıyor. Klişelerden ve tekrarlanan şakalardan ileriye gidemeyen komedisi ise maalesef güldürmekten çok suratlarımızı buruşturuyor.

Karakterler—başta Emily olmak üzere—bir nevi çizgi film karakterlerini andırıyor; oldukça stereotip. Klişelere uygun olarak bütün Fransızlar biraz kaba, dilleri söz konusu olduğunda bir hayli tutucu, şık giyinen, sürekli sigara içip az pişmiş biftek yiyen tipler. Emily ise bu kültüre anında aşık olan fakat kapitalist söylemlerini bırakmayan, Fransızca konuşmayı bir türlü öğrenemeyen, her şeye pozitif yaklaşıp, sorunların bir şekilde altından kalkan “exceptional” Amerikan figürü. Elinden düşmeyen telefonu ile çektiği sosyal medya paylaşımları etrafındaki tecrübeli iş adamları/kadınlarının akıl edemediği çözümler üretmesine yardımcı olan çok güçlü bir silah (!) Burnu havada Fransızlar Emily’i Amerikan tavırlarından ve işletme stratejilerinin farklılığından dolayı ilk etapta pek sevmeseler de daha sonra onun ne kadar becerikli ve akıllı olduğunu fark ederler ve hatalarını elinde sonunda anlarlar. Bu kısa özetten sonra sanırım klişeler üzerine daha fazla konuşmama gerek kalmadı…

Dizide işlenen romantizm ise çok ayrı bir konu. Dizinin feminizmi aşılamaya çalışırken fena şekilde anti tezini oluşturması üzerine ayrı bir yazı yazılabilir. Fakat kısaca bahsetmek gerekirse durum şu: Emily’nin tanıştığı bütün erkekler ondan hoşlanan, cazibeli ve karizmatik, ilişki yaşamaktan korkmayan, basmakalıp Fransız erkekleri. Bütün dizi Emily’nin bu absürt fantezi dünyasını yaşaması üzerine kurulu iken, çalıştığı projelerde misogyny söz konusu olduğunda ekstra hassas davranması mantıksal olarak çatışıyor. Ayrıca kendi yaşadığı ilişkinin de pek doğru olduğu söylenemez. Arkadaşının uzun süreli erkek arkadaşı ile beraber olmasını romantik bulmak bir hayli zor.

Eve gelip Emily’nin toz pembe dünyası ile kafanızı dağıtmak isterken, ucuz şakalar, empoze edilmeye çalışılan klişeler ve pek de romantik olmayan çarpıtılmış bir kadın fantezisi ile karşılaşmak istemiyorsanız o 1. Sezon 1. Bölüm’e hiç başlamayın derim.

(Not: Ama Emily’nin o muhteşem kıyafetlerine burada bir not geçmeden edemeyeceğim. İzlerseniz kıyafetler için izleyin!)

Zeynep Merve Özlek

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir