Sanayi Devrimi 19. ve 20. yüzyıl sanatına ve modern sanatın doğuşuna etki eden en büyük değişimlerden biridir. Toplumun değerlerinin, insanların yaşamlarının kökten değiştiği bu süreçte, büyük oranlarda köyden kente göç yaşanmış ve kentlerde nüfus yığılması yaşanmıştır. Büyük şehirlerin ortaya çıkması ile insanlar alışık olmadıkları bir kent hayatıyla karşı karşıya kalmışladır. Sanayi Devrimi ile buhar gücünün ulaşıma ve iletişime uygulanmasıyla insanların hayatlarına yeni araçlar ve kavramlar girmiştir. Sanayi Devrimiyle özerkleşmeye başlayan sanatçılar, bu sayede saray, din ve kilise gibi kurumların desteğine ihtiyaç duymamaya başlamıştır. Sanat alanında büyük bir özgürleşme ve özerkleşme yaşanmıştır. Sanatçılar, Sanayi Devrimi’nin ve yeni kent yaşamının getirdiği yeniliklerle ilgilenmiş, onları eserlerine taşımıştır. Ressamlar gündelik hayatı ve anı yakalamaya çalışmış, fragman estetiği ortaya çıkmıştır. Detaya ve detaycılığa önem verilmemiş, daha çok anlık izlenimlere odaklanılmıştır.

18. ve 19. yüzyıllarda sanat alanında büyük etkiye sahip olan kurumlardan birisi şüphesiz Kraliyet Akademisi’ydi. Akademi büyük salon sergileri düzenliyor ve bu sergilerde jürinin seçtiği eserler yer alıyordu. 19. yüzyılın sonuna kadar sanat alanında tek otorite olan Salon, 1863 yılında büyük bir kırılma yaşamıştır. Salon jürisi, başvuruda bulunan resimlerin dörtte üçünü -yani 4000 eseri- reddeder. Bu durum sanatçılar arasında tepkiye sebep olur ve hatta 3. Napolyon’un kulağına kadar gider. 3. Napolyon, bu duruma halkın karar vermesini ister ve durumu kamuoyuna sunar. Daha sonra reddedilen eserlerin sergileneceği ve Reddedilenler Salonu (Salon des Refusés) olarak bilinen bir salon düzenlenir. İzlenimcilik akımının doğuşu da bu süreçle bağlantılıdır diyebiliriz. Geleneksel akademik stillere karşı çıkan ve İzlenimciliğin yolunu açan en önemli isimlerden birisi olan Édouard Manet’nin Kırda Öğle Yemeğiisimli tablosu 1863 yılındaki Reddedilenler Sergisinde yer almıştır. İzlenimci sanatçılar anlık bir izlenimi hızlı bir şekilde yakalayıp tuvale aktarmak istediği için, bu resimde olduğu gibi, detayları devre dışı bırakırlar. Resme bakıldığında hissedilen ya da çeşitli eleştirmenler tarafından dile getirilen bitmemişlik hissi, izlenimcilik akımının doğasına ilişkin bir unsurdur.

Édouard Manet – Kırda Öğle Yemeği 1863

Modern sanatın doğuşu ve izlenimcilik akımıyla sanat alanında konu repertuvarı değişmiş ve kent kültürü, gece yaşantısı, kafeler, barlar, sıradan ve gündelik yaşamdan basit sahneler ön plana çıkmıştır. Mitolojik, aristokratik, saraydan ya da önemli figürlerin resimleri dışında, gündelik hayattan ve insanları konu alan resimler yapılmaya başlanmıştır. Bir diğer önemli konu ise ışık kullanımı olmuştur. Rönesans ve Barok’ta ışık kaynağı belirsiz iken, burada daha birincil bir mesele haline gelir. Ana konu gündelik hayat, sıradan insanlar ve onların işleri olmuştur. Özellikle 19. yüzyılın sonunda ve 20. yüzyılın başında bağımsız sergi salonlarının giderek artması, Akademi’nin kurallarını ve tekelliğini yıkmış ve daha farklı sanat akımları ortaya çıkmıştır.

İzlenimcilik akımının sanatçılarından birisi de Pierre-Auguste Renoir’dır. Sanat hayatına on dört yaşında porselen boyama ile başlayan Renoir daha sonra Charles Gleyre’nin yanında çalışmaya başlayarak, çoğuna önceden de hayranlık duyduğu sanatçılar ile tanışır. Bunlardan bazıları Claude Monet, Alfred Sisley ve Frédéric Bazille’dir. Renoir, bu isimler ve daha fazlasıyla birlikte daha sonra ‘izlenimcilik’ olarak adlandırılacak akımın öncülerinden birisi olacaktır.

İzlenimcilik akımının ve modern sanatın doğuşu, sanatçının özerkleşmeye başlamasıyla bağlantılıdır. Saray, din ve kilisenin etkisinden çıkan sanat günlük hayatla, anı yakalamakla, fragmanlarla ilgilenmeye başlar. Ana akımdan ayrılan bu aykırı sanatçılar, Akademi’nin sergilerine kabul edilmemeye başlayınca önce reddedilenler sergilerinde eserlerini sergilerken, daha sonra 1874 yılında kendi sergilerini oluştururlar. Kendilerine İzlenimci demeyen bu grup, isimlerini gazeteci ve sanat eleştirmeni olan Louis Leroy’un sergiyi gezdikten sonra yaptığı yorumdan alırlar. Leroy bu resimleri bitmiş bir resim değil, ancak bir izlenim olarak adlandırır.

Renoir’ın resimlerinde daha çok insan betimlemeleri görürüz. Le Moulin de la Galette’de Dans resmi genellikle İzlenimciliğin en önemli ve bütün özelliklerini yansıtan resimlerinden birisi olarak yorumlanır. Resimde müzik dinletisinin yapıldığı ve dans edilen bir sosyalleşme sahnesi yer alır. Paris’te gündelik hayattan bir sahne olan bu resimde, sol tarafta bize bakan çift dışında herkes kendi işiyle uğraşmaktadır. Klasik dönemdekinin aksine hareketli ve anlık betimlemeler yer alır ve figürlerin hepsi aristokratik figürler yerine sıradan, işçi sınıfına ait insanlardır. Sıradan bir olay işlenmiştir ve detaylara çok önem verilmemiştir. Dağınık ve bulanık figürler ile beraber detaylardan arındırılmış fırça kullanımını görebiliriz. Yarıda kesilen figürler, ağaçların yapraklarının arasından sızan ışık huzmeleriyle de birlikte İzlenimciliğin bütün unsurlarını barındıran bir resim diyebiliriz.

Pierre-Auguste Renoir – “Le Moulin de la Galette’de Dans 1876

Renoir’ın bir diğer eseri Tekne Gezisinde Öğle Yemeği Seine Nehri üzerindeki Restaurant Fournaise’de geçmektedir. Önceki paragrafta incelediğim resimdeki gibi bu resimde de kalabalık bir insan topluluğu görüyoruz. Renoir, Monet gibi manzaraya odaklanan ressamların aksine insanlara odaklanmayı tercih etmiştir. Fakat bu tabloda öncekinin aksine biraz daha keskin fırça darbeleri ve detay kullandığı görülüyor. Renk kullanımı geniş ve canlıdır. Mekânın üzerinde bulunan tente dolayısıyla ışık, sanki kapalı mekândayız gibi hissettirmekte fakat arka planda yer alan bitkiler, ağaçlar ve denizdeki tekneler ipucu vermektedir. Yine önceki eserdeki gibi Renoir’ın gündelik hayattan bir sosyalleşme anını seçtiğini görüyoruz.

Renoir – “Tekne Gezisinde Öğle Yemeği” 1881
Renoir – “Şemsiyeler” 1880-86

Renoir’ın son değineceğim eseri ise Şemsiyeler”. Renoir bu resme İtalya seyahatinden önce başlıyor fakat yarım bırakıyor. İtalya seyahatinden farklı resimlerden etkilenmiş ve görüşleri değişerek döndüğünde bu tabloyu tamamlamıştır. Figürler arasındaki farklılıklar, fırça kullanımları ve detaylar dikkat çekmektedir. Sağ taraftaki figürler daha muğlak, yumuşak fırça darbelerine sahiptir ve daha önce yaptığı düşünülmektedir. Sol tarafta ise daha net ve keskin hatlara sahip figürler yer almaktadır. Renkler farklılık göstermektedir. Işık nedeniyle aynı renkler arasında da ufak ton farklılıkları görülmektedir. Bu resimle birlikte Renoir’ın İzlenimcilik akımından uzaklaştığı düşünülür.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.